24/10/2007
19:45

İŞTE GERÇEK

                              

                                 
                              
                                  
                              
                                  
                                
                                  
                               
                                  
                                
                                  
                               
                                  
                              
  
                                 

                                 
                                   

                              

 

   TÜRKİYE       

minare.gif
(16751 Byte)Cömert olun,çok konuşmayın.Hatalarınıza pişman olun.minare.gif (16751 Byte)

Allah’ın size verdiklerine şükredin,yardıma ihtiyacı olana yardım edin.

Her işe besmele ile başlayın,akrabalarınızı ve arkadaşlarınızı ziyaret edin.

İbadet edin-helal kazanın-israf etmeyin! 








 

2/10/2007
21:17

Mahalle ve mahalleli farkı

Şerif Mardin'in Hürriyet'in ağzına sakız olarak hediye ettiği " mahalle baskısı" tespiti; memleketi suni gündemlerle oyalayan, "korku ticareti"yle iktidar alanlarını, ideolojik hegemonyalarını sürdürmek isteyen, mahalle baskısı üzerinden millete baskı yapmayı amaçlayan azgın azınlıkla, topluma yön verdiğini düşünen yazar-çizer takımının, düşünce fakiri medyamızın karabasanlı vehimlere dönüştürdükleri kabus oldu.    

Takılmış plak gibi aynı sesi çıkartıp, dolap beygiri gibi aynı noktanın etrafında dönerek kazanımlarını korumaya çalışan, kendilerini ülkenin gerçek sahibi görüp, sayanların ayrıcalıklı konumlarını sürdürebilmelerinin kestirme yöntemi olarak dönemsel bir ritüel oldu mahalle baskısı.  Kodlanmış psikolojik bir harp adeta.

Oysa ortada anakronik bir mesele var. Mahalle baskısından çok daha baskın olan devlet baskısını, rejim baskısını, seçkinci baskısını, jakoben baskısını, oligarşi baskısını, ağızlarda pelesenk edilen darbe tehdidi baskısını, mahalle baskısı metaforunu ortaya atarak meşrulaştırma çalışmaları söz konusu.

Dine ve dini değerlere karşı giderilemez bir önyargıları, saklı bir hınçları, maskelenmiş düşmanlıkları olan, kendilerini kendi toplumlarından, kendi toplumsal zihniyetinden korumaya alanların alabildiğine pervasız, üstelik iktidar ve gücü kaybetme telaşesinin verdiği bir hırçınlıkla aşağılayıcı bir dil kullanımı söz konusu.

Batılılaşmayı geri dönüşü mümkün olmayan, evrensel hakikat olarak benimseyen ve bu ülkenin Müslümanlıktan neş'et eden her türlü değer, birikim, bilinç ve varoluş şartını yerel/mahallilik düzlemine indirgeyen, ortaya çıkardıkları korku ve bundan beslenen siyaset tarzını benimseyen; kendi hayat tarzlarının mutlaklığı ve evrenselliğinden de asla vazgeçmeyen mutlu azınlığın zihinlerinde kalan tortudur söz konusu olan.    

Korkularından beslenen "yerel bir kabile " dürtüsüyle hareket eden hakim zümrenin yerli olanla kurdukları ilişkinin cinnet boyutuna geldiği, kendinden şüpheli, kendinden ürken, ruhu yaralı olma noktasıdır bu durum.

Kendi çıkarları için ülkeyi cinnet toplumuna dönüştürecek çılgınlıklar yapmaktan çekinmeyen " şirret bir mahalle"nin kahir ekseriyeti gayr-ı Türk ve gayr-ı müslim olan küçük mutlu azınlık milletin kaderiyle oynuyor.

Bu mutlu azınlığın mahalle dediği kendileri dışındaki bütün Türkiye. Adamlar, öylesine şirretleşmiş, öylesine sapıtmış, öylesine azmanlaşmış durumdalar ki, karşılarına bütün bir Türkiye'yi alabiliyorlar.

Milletle savaşmaktan, milletin tarihiyle savaşmaktan, milletin kültür, medeniyet birikimiyle savaşmaktan; ciddî bir şekilde toplumu, toplumun ruhunu, kültürünü, değerlerini yok etme projesi uygulamaktan vazgeçmiyor.

Türkiye'de mahalle baskısı kavramını icat edenler, metaforik olarak, bu ülkeyi küçük bir mahalle gibi görüyorlar. Dolayısıyla önemsemiyorlar Türkiye'yi. Sadece kendilerini, kendi çıkarlarını önemsiyorlar.

Mahalle bakısından söz edenler, Türkiye'nin bağımsız olmasını istemiyorlar; sadece kendilerinin süflî, bencil, hazırcı ve hatta hapçı bağımsızlıklarını düşünüyorlar o kadar..

Şark kurnazlığı yaparak meseleyi mahalle baskısı zeminine sürükleyerek rakip hatta potansiyel düşman gördüğü geniş kesimler karşısında mevzi kazandığını düşünenler bu ülkenin geleceği, toplumsal dokusu ile oynadıklarının farkındalar mı acaba?

Mahalle baskısı, kendi kaderlerini elinde tutmak isteyen yani hakim çoğunluğun izinden gitmeyi reddeden fertlere karşı herhangi bir hakim çoğunluğu oluşturan nüfusun uygulayabileceği türden bir baskıdır.

Mahalle baskısının açılımı bu ülkenin Müslümanlıkla kurduğu yüzlerce yıllık ilişkisidir. İslam'ın insanı özgürleştirici yanı ve bunun etrafında şekillenen toplumsal hafızadır.

Bizim mahallede her karşılaşma, verilen her selam insandan kötü olan bir şeyleri alıp götürür, yerine güzel olan, hayırlı olan bir şey katar.

Bizim mahallede kader birliği vardır. Sevinçler ve kederler paylaşılır. Sevdiklerimizle karşılaştığımızda neşeleniriz, sevmediklerimizle karşılamalarımızda da dualarımızla iyilikler isteriz. " Keder-neşe dengesi" bizim mahallenin kaderi gibidir.

Bizim mahallenin insanları bütün hayatını bir şeyler alarak, ama karşılığında mutlaka bir şeyler vererek yaşarlar. Sadaka verirken dahi karşılığında cennette bir ödül verileceğini bilerek hareket eder. Yani cennet diye bir hülyaları, cehennem diye bir kaygıları vardır.

Bizim mahallenin insanları her gün kırk kere yaradanın huzurunda " yalnız sana kulluk eder, yalnız senden yardım dileriz"  taahhüdüyle gönül huzuru bulurlar. Dünyevi beklentilerle kula kulluğu reddederek " gerçek özgürlüğün" tadını yaşarlar.   

Bizim mahallede büyükler görmesin diye sigaralar saklanır, yabancı konuklara gidecekleri adrese kadar refakat edilir. Büyükler konuşurken çocuklar susar.

Bizim mahallede kapı komşu Rum, Yahudi ya da Ermeni ailesiyle keyifsiz olmayan bir tecessüsle ilişki kurulur.

Bizim mahallede "Kur'an- ı kapa kadınları aç " analizi yankı bulmaz. Bizim mahallenin insanı inandığı gibi yaşayan, yaşadığı gibi görünen tek yüzlü tiplerdir. Bizim insanımız Müslüman olduğu için kompleks taşımaz. İslam medeniyetinin sundukları bizler için kafi gelir. Batılılaşma, sözde modernleşme adına inancından, yaşam tarzından, geçmişinden utanma yerine " elhamdülillah Müslüman'ız" gururunu yaşarlar.

Bizim mahalle insanımız adil olmak, insani bir yönetim anlayışını benimsemek ve her kesimi kapsayan bir özgürlük alanı oluşturmak fikrinde hemfikirdir.     

Bizim mahallede bir yastıkta kocamak kesin bir kuraldır. Boşanma hoş karşılanmaz. Evlilik dışı birliktelikler günah sayılır. Beyaz gelinlik bakireliği simgeler. Metres hayatı yaşamak aşağılık sayılır.  

Bizim mahallede küçüğe ve zayıfa kol-kanat germe güzelliği mahalle baskısı saçmalığına atılan bir tokattır. Bizim mahalleye gölge etmeyin başka ihsan istemeyiz.  

            fburakkaren@hotmail.com

                                                                                             bkaren@vakit.com.tr


17/9/2007
22:31

Çeşitli sual ve cevaplar

Sual: İhtiyar ve salih anam babam yanımdadır. Ancak sıkıntıları çok fazla. Ayrı bir ev tutsam uygun olur mu?
CEVAP
İster yanınızda kalsın, ister ayrı ev tutun, ama onların rızalarını almaya çalışın. Onlara bakmak, ihtiyaçlarını karşılamak iyidir ancak hazine bu değildir. Hazine onların rızasını duasını kazanmaktır. Aynı niyetle, kayınvalide ve kayınpederinize de öyle davranın. Yani karı koca, anne ve babalarınıza iyilik edin, dualarını rızalarını alın, bu fırsatı kaçırmayın. Çünkü salih ana babanın rızasını almak önemlidir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Yanında adım anıldığı halde bana salevat getirmeyen kişinin burnu yere sürtülsün. Ramazana erişip de günahları bağışlanmayan kişinin burnu yere sürtülsün. Ana ve babası, yanında ihtiyarladığı halde onları razı ederek Cennete giremeyen kimsenin burnu yere sürtülsün.) [Tirmizi, İ.Ahmed]

Sual:
Yaşlanmasına rağmen babam namaz kılmıyor, annem açık geziyor. Bunları zorlayabilir miyim?
CEVAP
Ana baba zorlanmaz. Ana babası günah işleyen çocuk, bunlara bir kere nasihat eder. Kabul etmezlerse, susar. Onlara dua eder.

Sual:
Babam ölünce annem biriyle evlendi. Bana yardım et diyor. Anneme yardıma mecbur muyum?
CEVAP
Kocası zengin olan kadın, oğlundan nafaka isteyemez. Oğlu ona yardım etmeye mecbur değildir. Ancak ana baba zengin de olsalar onlara hizmet ve yardım etmeli, rızalarını almaya çalışmalı.

Sual:
Babam, evlenmeme yardımcı olmuyor. Halbuki bir hadis-i şerifte baba oğlunu evlendirmeye mecburmuş. Babamın benim evlenmeme yardımcı olması gerekmez mi?
CEVAP
Baba zengin oğlunu evlendirmeye mecbur değildir. Ama fakir olan oğlunu evlendirmesi vaciptir.
Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Babanın evladına güzel isim vermesi, dinini öğretmesi ve vakti gelince de evlendirmesi, evladın babası üzerindeki haklarındandır.) [Hâkim]

Sual:
Ana baba, oğlunu namaz kılmadığı ve oruç tutmadığı için zorlayabilir mi?
CEVAP
Evet baliğ olmayan oğlunu namaz kılmadığı ve oruç tutmadığı için zorlayabilir, tazir edebilir. Ama büyük oğlunu, yani baliğ olmuş oğlunu zorlayamaz, tazir edemez. Ona nasihat eder.

Sual:
Baba ehl-i sünnet değilse yahut namaz kılmıyor ve içki içiyorsa da bedduası kabul olur mu?
CEVAP
Ehl-i sünnet olsa da, namaz kılsa, içki içmese de, haksız olarak beddua ediyorsa, bedduası geçmez. Kâfir bile olsa, zulmedilmişse, onun duası kabul olur.
Yaşlı baba, (Oğlum bir bardak su ver) dese, oğlu da, (kalk kendin iç) dese, sonra babasına vursa, babası da, Allah belanı versin dese, bu duanın kabul olma ihtimali çok kuvvetlidir. Hadis-i şerifte bildirilen kabul olan dualardan biri de budur.

Sual: Anam babam ateisttir. İslamiyet’e gericilik diyorlar, namazımı bıraktırmaya çalışıyorlar. Bayramda ziyaretlerine gitmesem günah olur mu?
CEVAP
Ana baba, kâfir olsa da, ziyaretlerine gitmek, hizmet ve iyilik etmek gerekir. Ama küfre teşvik ederlerse ziyaretlerine gidilmez.

Sual:
Babam vasiyet etmeden öldü. İskatını yapmam caiz midir?
CEVAP
Çok iyi olur.

Sual: Babam, (Sigara içersen hakkımı helal etmem) demişti. Şimdi öldü. Sigara içebilir miyim?
CEVAP
Evet.

Sual: Kötü iş yapan ana-babamı sevmemem günah mı?
CEVAP
Dinin yasakladığı iş ise, sevmemek günah olmaz.

Sual: Yatalak hasta olan annesinin altını oğlu temizleyebilir mi?
CEVAP
Bu hizmeti yapan kadın bulunmazsa, oğlu da yapar.

Sual: Memlekette babamın dostları var. Onları ziyaret etmem gerekir mi?
CEVAP
Salih olan babanın salih olan dostlarını ziyaret etmek, onlarla dost olmak gerekir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(En iyi iyilik, babasının vefatından sonra, onun dostlarını yoklamaktır.) [Müslim]

(Babanın dostluğunu koru, dostlarıyla dost ol. Şayet babanın dostluğunu korumazsan, Allahü teâlâ da senin nurunu söndürür.)
[Buhari]

(Baba dostuna iyilik, babaya iyilik demektir.)
[Taberani]

İmam-ı Rabbani hazretleri, (Evlada yapılan iyilik de, babaya yapılmış demektir) buyuruyor. O halde, çocuklarına iyilik etmek, ölmüş veya yaşayan babaya iyilik etmek demektir.

Sual: Fakir olan ana ve babaya, zengin olan kız çocuğunun da nafaka vermesi bakması gerekir mi?
CEVAP
Evet nafaka vermesi ve bakması gerekir. Kız ve oğlan çocuklar eşit miktarda nafaka verir.
Oğlunun oğlu ile kızı bulunan ana ve babaya yalnız kızları bakar. Halbuki, mirası kız ile torun yarı yarıya alır.

7/4/2007
22:27

Abdurrahman Arvasi

Abdurrahman Arvasi

Doğu Anadolu'da yetişen evliyanın büyüklerinden. Peygamber efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) soyundan olup, seyyiddir. Seyyid Abdullah'ın oğludur. Van'ın Müküs (Bahçesaray) kazasına bağlı Arvas köyündendir. On sekizinci (hicri on üçüncü) asırda yaşamıştır. Kabri Hoşab (Güzelsu)dadır.

Babası, henüz o doğmadan vefat etmiş olan Abdurrahman Arvasi'nin yetişmesine annesi çok ihtimam gösterdi. Küçük yaşından itibaren ilim tahsiline başladı. Yedi-sekiz yaşlarına geldiği zaman Arabi ilimlerde geniş bilgi sahibi oldu. Biraz büyüyünce, babasının talebeleri kendisini babası yerine koyup ondan okudular. Din ve fen ilimlerinde daha yüksek derecelere ulaştı. Ömrünü ilim ve
tasavvufun yayılması için harcayan Abdurrahman Arvasi "Alim-i Arvasi", "Havas ve Avamın Mürşidi" yahud "Kutb-i Arvasi" diye meşhur oldu. Bir medrese ve bir dergahı Arvas'ta, bir medrese ve bir dergahı Hoşab'da olmak üzere iki medrese
ve iki dergahı vardı. İstanbul, Mısır, Irak, Hicaz ve diğer yerlerde çözülemeyen meseleler onda hallolurdu. Abdurrahman Arvasi, Sultan İkinci Mahmud Han-ı Adli'nin iltifat ve ihsanlarına kavuştu. Kadiri ve Çeşti yollarında talebe yetiştirir, binlerce halk aşığı sohbetine gelir istifade ederlerdi. Nasihat ve irşad için uzak memleketlere mektuplar gönderirdi. Pekçok kerametleri görülmüştü.

Bir gün hanımı, Seyyid Abdurrahman Arvasi hazretlerine; "Efendim, gelenimiz, gidenimiz çok. Beylerin, paşaların, havassın ve avamın hanımları da geliyorlar. Büyük bir kapıya geldiklerini bildiklerinden, çeşitli elbiseler ve kıymetli entariler giyiyorlar. Benim üstümde ise sadece bu entari durur. Mümkünse bir entari daha yaptırsanız da arada bir onu giysem." dedi. Seyyid
Abdurrahman Arvasi; "Sen git mutfağında teknedeki hamurla meşgul ol." buyurdu. Tekneyi hamurla değil altınla dolu buldu. Koşup efendisine geldi. Bir yandan ağlıyor, bir yandan da; "Beni affet, bundan sonra senden bir şey istemeyeceğim." deyip özür diliyordu.

Seyyid Molla Abdullah, Hacülharemeyn, Seyyid Molla Lütfullah, Seyyid Molla Efendi, Seyyid Molla Muhammedzade, Seyyid Molla Ubeyd, Seyyid Molla Abdülhamid, Seyyid Şeyh Muhammed, Seyyid Tahir, neslini devam ettiren oğullarıdır.

Abdurrahman Arvasi çocuklarından olan Abdullah'dan iki cocuğu olmuştur.İsimleri S.Abdulcelil ile seyyid Mola Yusuf 'dur. S.Abdulcelil ve S.Yusuf Daldare (Zuguh) köyünde doğmuşlardır. S.Abdulcelil yakında olan Mülkü köyüne cocukları yerleşmiş, S.Yusuf 'ünde cocukları da yakında olan (Arkıs köyü) yani şimdiki ismiyle Görenek köye yerleşmişlerdir. Şu anda bu seyyidler bu köylerde ikamet etmektedirler.

Secere sırasıyla
1-S.Abdurrahman Kutup 2-S.Molla Abdullah 3-S.Molla Abdurrahman 4-S.Abdullah 5-S.Molla Yusuf 6-S.Molla Şahvelli 7-S.Molla Derviş 8-S.Molla Sıddık ve 9-Seyyid Molla Ali Arvas...
Bunların hepsi de ebediye intikal etmişlerdir. Allah rahmet eylesin.
Şuan cocuklarında Seyyid Enver Arvas Van'nın Gevaş ilçesinin Nufüs Müdürlüğünden görev yapmaktadır.

<<Önceki Sayfa |1/1|Sonraki Sayfa>>